Ultimate magazine theme for WordPress.

Vizyondan Seçmece Filmler

0 102

Haftanın Filmleri

Haftanın filmleri kuşağında sizlere bu hafta; dram, tarih ve kısmen de olsa komedi ve aksiyon içeren 3 film tanıtacağız. Filmler IMBD puanlama sistemi ve genel kullanıcı yorumları süzgecinden de geçirilerek aktarılacaktır.

Sister’s Brother (kızkardeşler)

Hermann Kermit Warm, 1850’lerin San Francisco’ya giden binlerce kilometrelik Oregon çölünde ünlü suikastçılar Eli ve Charlie Sisters tarafından takip ediliyor. Eli kişisel bir kriz yaşıyor ve seçtiği kariyerinin geleceğinden şüphe ediyor. Ve Hermann’ın bu endişeleri teklife dönüştürecek güzel fikirleri olabilir.

Patrick DeWitt’in aynı adlı romanından yola çıkılarak senaryolaştırılmıştır. The Sisters Brothers, altın arayıcısı Hermann Kermit Warm merkezli bir hikâyeyle karşımıza çıkıyor.

Hermann Kermit Warm, 1850’lerin San Francisco’ya giden binlerce kilometrelik Oregon çölünde ünlü suikastçılar Eli ve Charlie Sisters tarafından takip ediliyor. Eli kişisel bir kriz yaşıyor ve seçtiği kariyerinin geleceğinden şüphe ediyor ve Hermann’ın bu endişeleri teklife dönüştürecek güzel fikirleri olabilir.

Eli ve Charlie her ne kadar kardeş olsalar da hem yaş hem de karakter bakımından birbirlerinden çok farklılar. Charli daha genç, kadın ve kumar hastası ve öldürmekten ve yine ileriye dönük planlarından şüphe duymayan bir karakter. Eli daha yaşlı ama seçtikleri bu mesleğin geleceği ile ilgili şüpheleri olan ve sakin bir hayat sürmek isteyen karakterimiz.

Eli yine de küçük kardeşini yalnız bırakamayacak kadar da merhametli. Sisters Kardeşler uzun zamandır “Comodor” adında bir zenginin haydutluğunu yapıyorlar. Yıllarca Comodor için çalışan Sisters kardeşler, Comodor’un vereceği en son iş olan ödül avcılığını istemeseler de kabul ediyorlar.

Kardeşler bu kez, yıllardır olduğu gibi sadece iki kişi değiller. Yanlarında “comodor” tarafından tutulan bir şehir dedektifi olan “John Morris” de var. Üçlü nihayetinde Hermann Kermit Warm adındaki kimyageri, elinde altın bulmak için icat ettiği bir sıvı için Comodor adına aramaya koyulurlar.

Fragmanları izlediyseniz ki ben filmi izlemeden önce fragmanları gördüğümde vahşi batı komedisi sanmıştım. Hem aksiyon hem komedi iç içe diye düşündüm ama film daha çok dram ağırlıklı. Fakat bu sizi hemen caydırmasın. Filmin ilk çeyreği o kadar aktif olmasa da ondan sonra film sizi kendisine bağlayacaktır.

Özellikle filmi bitirdiğinizde esinlenildiği o romanı okumuş hissiyatına kapılabilirsiniz ve film karakterleri bir süre aklınızı meşgul etmeye devam edecek diye düşünüyorum.

The Favourite (Sarayın Gözdesi)

18. yüzyılın başlarında. İngiltere, Fransızlarla savaş halinde. Fakat İngiltere krallığındaki gündem ananas ve ördek yarışları. Böylesine zor zamanlarda krallığın bekası için, kırılgan bir Kraliçe Anne (Olivia Colman) tahtı kontrolüne alıyor.

18. yüzyılın başlarında. İngiltere, Fransızlarla savaş halinde. Fakat İngiltere krallığındaki gündem ananas ve ördek yarışları. Böylesine zor zamanlarda krallığın bekası için, kırılgan bir Kraliçe Anne (Olivia Colman) tahtı kontrolüne alıyor.

Yakın arkadaşı Lady Sarah (Rachel Weisz), Kraliçenin sağlığı ve mercurial öfkesini gözetirken ülkesini de yönetmesine destek oluyor.

Yeni bir hizmetçi Abigail (Emma Stone) geldiğinde, çekiciliği onu Sarah’a çekiyor. Sarah, Abigail’i kanatlarının altına alıyor ve Abigail, aristokrat köklerine dönebilmesi için ona bir şans veriyor.

Savaş siyaseti Sarah için oldukça zaman alıcı hale geldiğinde, Abigail Kraliçe’nin arkadaşı olarak boşluğu doldurmak için mecbur bırakılıyor. Boğuşan dostlukları, hırslarını yerine getirme şansı veriyor ve kadın, erkek, siyaset veya başka olumsuzlukların aralarına girmesine izin vermeyecek gibi görünüyorlar.

THE FAVORITE ile yönetmen Yorgos Lanthimos izleyiciye hem tarihi bir drama hem de farklı bir sinematografi sundu.

İlk defa birlikte yazmadığı bir senaryo ile çalışan Lanthimos, öncelikle güç temaları ve filmin odağındaki üç kadını etkileme biçimiyle ilgilenmiş denilebilir.

Senaryoyu yazma konusunda bir etkisinin olmamasına rağmen, Lanthimos, tamamen kendine özgü bir yönetmenlik sergiliyor. İnsanlığın doğuştan gelen isteğine ister siyasi ister cinsel olsun, güce sahip olma arzusunu (karanlık) komik bir ruminasyon ile şekillendiriyor.

Lanthimos “Sarayın Gözdesi” filminde, en yetenekli oyuncular ile çalışıyor ve büyük üçlü (Olivia Colman, Rachel Weisz ve Emma Stone) hepsi kariyerlerinin en iyi çalışmalarından birini sergilemişler.

Oyuncular gayet iyi bir performans sergilemelerine rağmen, filmin senaryo ve seslendirmesinde büyük eksiklikler var. Maalesef ki bir film tek başına oyuncuların varlığı ile güzelleşemiyor. Senaryonun yazılışında yönetmen Lanthimos’un olmaması sanırım burada görülebiliyor.

Dram filmine serpiştirilmeye çalışılan komedi filme oturmamış ve film bittiğinde ne olduğunu anlamadığınız ve kafanızda çözüme kavuşmayan olayların oluşu, sanırım senaristi, gelecek eleştiriler konusunda bayağı zor durumda bırakacak.

Bununla birlikte Yönetmen ve 3 ana karakter oyuncunun ve dekor, kostüm tasarımlarının hakkını yememek lazım. Kısacası benim oyum 4 olurdu o da saydığım özellikler için sanırım.

Babamın Kemikleri (The Father’s Bones)

Filmin hikayesi çok farklı bir senaryo ile karşılaşmıyoruz. Biraz Anadolu insanının tuhaf orta çağ gelenekçiliği, hurafeler, aileye saygı ve değişmez çizgiler arasında kalan bir insan

Yönetmenliğini Özkan Çeliğin yaptığı, senaryosunu İsmail Doruğun yazdığı Babamın kemikleri, dram kategorisinde çekilmiş uzun metrajlı bir Türk filmi.

Filmin hikayesine baktığımız da çok farklı bir senaryo ile karşılaşmıyoruz. Biraz Anadolu insanının tuhaf orta çağ gelenekçiliği, hurafeler, aileye saygı ve değişmez çizgiler arasında kalan bir insan…

Başrolde oynayan (Ruhsar Dizisinde çok severek izlediğim) Cem Davran, Ömer karakteri ile çıkıyor karşımıza, Ömer’in annesi rolündeki Tanju Tuncel yani filmdeki karakter ismiyle Döne, Goncagül sunar (Nurten) ve diğer birkaç karakter ile film (benimde memleketim olan) Karadeniz ve iç Anadolu arasında kalmış şirin bir ilimiz olan Tokat’ın Turhal ilçesinde çekilmiş.

Filmin hikayesine gelince. İstenmeyen bir olaydan dolayı, neredeyse çocukluk yaşında köyünden ayrılan ve bir daha dönmemek üzere yemin eden Ömer’in annesi, oğluna vasiyet verir. Anne, son zamanlarını yaşadığını ve ölürse köye, babasının mezarının yanına gömülmek istediğini söyler. Ömer o köye bir daha dönmemek için yemin ettiğini ve bunu yapmak istemediğini söyleyince, Annesi de o halde babasının kemiklerini oraya getirmesini ister. Film bu şekilde başlar.

Cem davran olsun diğer oyuncular olsun karakterleri güzel canlandırmışlar ve özellikle Cem Davran’dan farklı bir karakter tiplemesini iyi canlandırdığını görmek güzel. Fakat senaryo biraz sıkıcı. Yönetmenin de etkisi mutlaka var, ama senaryo biraz daha hareketli olabilirdi diye düşünüyorum.

Üstelik, sinemalarımızı animasyon, komedi ve aksiyon filmlerinin sardığı bu zamanlarda cesur bir film olmuş diyebilirim.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.